Ateşkesin üçüncü gününde, Suriye'nin başkenti Şam'da gergin bir bekleyiş hâkim. Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Şam yönetimi arasındaki gerilimin tırmandığı bu günlerde, Şam yönetiminin SDG'ye tanıdığı sürenin bitmesine sadece bir gün kaldı. Bu süre dolmadan önce yaşanacak gelişmeler, bölgedeki dinamikleri ve uluslararası ilişkileri etkileme potansiyeline sahip. Herkesin gözü, iki taraf arasında sürdürülen müzakerelere çevrildi.
Ateşkesin sağlanması büyük bir adım olarak görülse de, bu durumun arkasında pek çok stratejik hesap yatıyor. SDG, kuzey Suriye’de önemli bir güç olarak kabul ediliyor ve bu durum, Suriye iç savaşının dinamiklerini değiştiren bir etken. Şam yönetimi, bu güçle karşı karşıya gelmek istemiyor; çünkü SDG'nin varlığı, Türkiye ve ABD gibi uluslararası aktörlerle olan ilişkileri de etkilemektedir. Özellikle Türkiye'nin SDG'yi terör örgütü olarak gördüğü gerçeği, bu durumu daha karmaşık hale getiriyor.
Ateşkes anlaşması, her iki taraf için de bir nefes alma fırsatı sunuyor. Ancak bu süre zarfında tarafların niyetleri konusunda net bir tablo çizilememesi, endişeleri artırıyor. SDG'nin Şam yönetimine karşı olan güveni oldukça zayıf. Özellikle daha önce yaşanan çatışmalar ve ihanet duygusu, müzakerelerin sağlıklı bir şekilde devam etmesini zorlaştırıyor. Dolayısıyla, ateşkes sürecinin sürdürülebilir olup olmayacağı hakkında pek çok yorum ve spekülasyon mevcut.
Ateşkesin sağlanması, sadece yerel aktörler arasındaki bir mesele değil; aynı zamanda bölgedeki uluslararası güçlerin de dâhil olduğu bir stratejinin parçası. Türkiye, İran ve Rusya gibi ülkeler, Suriye üzerindeki etki alanlarını kontrol etmeye çalışırken, her birinin farklı hedefleri ve stratejileri bulunuyor. Türkiye, SDG’nin sınırında bir tehdit unsuru olarak görünmesi nedeniyle bu ateşkesin sürdürülmesine ilişkin temkinli bir yaklaşım sergiliyor. Aynı zamanda, sınır güvenliğini sağlamak için gerekli adımları atma konusunda da kararlı duracağını kamuoyuna beyan etti.
Öte yandan, ABD’nin SDG’ye olan desteği de dikkat çekici. Bu destek, SDG’nin uluslararası alandaki meşruiyetini artırırken, Şam yönetimi için bir tehdidi de beraberinde getiriyor. ABD’nin bölgedeki varlığına rağmen, uzun vadede bu desteğin nasıl şekilleneceği henüz belirsizliğini koruyor. Washington’ın tavrı, ateşkesin sürdürülebilirliğinde belirleyici bir faktör olabilir.
Ateşkesin 3. gününde, iki taraf arasındaki müzakerelerin sonuç vermesi ve bugünlerin ilerleyişi, bölgedeki çatışma dinamiklerini etkileyecek kritik bir dönüm noktası olabilir. Müzakerelerin olumlu sonuçlanması halinde, SDG ve Şam yönetimi arasında yeni bir siyasi süreç başlayabilir. Ancak, bu süreçte güven inşa edilmesi ve tarafların birbirine güven duyması oldukça önemli.
Yarın dolacak süre, aynı zamanda tarafların birbirlerine olan gösterdikleri iyi niyetin de bir test olacak. SDG, bu süre zarfında Şam yönetimine bazı maddeleri kabul ettirerek, belirli bir mesafe kat etmeyi hedefliyor. Öte yandan, Şam yönetiminin de SDG tarafından atılacak adımlara nasıl bir yanıt vereceği, çatışmalı sürecin geleceği açısından kritik olacak. Hem uluslararası hem de yerel aktörler, bu süreci takip ederken her an gelişebilecek durumlar için hazır pozisyonda bekliyor.
Ateşkesin her iki taraf için de sunmuş olduğu fırsatlar, çeşitli zorluklarla dolu. Yarın dolacak süre, bir yandan müzakerelerin seyrini belirleyebilirken, diğer yandan yeni zorlukların ortaya çıkmasına da sebep olabilir. Tarafların alacakları kararlar, bölgedeki barış sürecinin şekillenmesinde kritik bir rol oynayacak. Geçmiş deneyimlerden ders alan SDG ve Şam yönetimi, bu kararlarını alırken tüm gözlerin kendilerinin üzerinde olduğunu unutmamalıdır.
Bugünlerde Suriye’de yaşanacak her adım, sadece faretu müzakerelerin sonucunu değil, aynı zamanda bölgedeki genel dengeleri de etkileyebilir. Ateşkesin sürdürülebilir olup olmayacağı, tüm bu dinamiklerin birlikte ele alınması gereken karmaşık bir süreci ortaya koyuyor. Önümüzdeki günlerde gelişmeleri ve olası senaryoları takip etmek kritik öneme sahip olacak.