Günümüz toplumunda kadına yönelik şiddetin boyutları her geçen gün daha da artarken, bu duruma maruz kalan kadınların yaşadığı trajediler de yürek burkuyor. Son günlerde yaşanan bir olay, bu acı gerçeği bir kez daha gözler önüne serdi. İstediği yalnızca huzurlu bir hayat olan, eşinden gördüğü şiddet nedeniyle sıkıntılar çeken bir kadının hikayesi, boğucu bir sonla noktalandı. Eşinden gördüğü işkence ve dayakların ardından boşanmak için mücadele eden bu kadın, ne yazık ki sonunu göremeden hayatını kaybetti. Bu yazıda, hem acı bir gerçekliği görünür kılacağız hem de kadına yönelik şiddetin önüne geçmek için atmamız gereken adımlara değineceğiz.
Kendini koruma çabası içinde olan birçok kadın, yıllardır süren fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalıyor. Bu kadınlardan biri olan Zeynep (isim değiştirildi), eşinden gördüğü şiddetten bıkmış ve boşanmak istemişti. Eşinin uyguladığı şiddet, sadece fiziksel boyutla sınırlı kalmamış, aynı zamanda Zeynep'in psikolojik sağlığını da derinden etkilemişti. Her gün çeşitli bahanelerle yaşadığı şiddetin artmış olması, Zeynep'i bir çıkmaza sokmuştu. Boşanma isteği, onun kurtuluş umudu olmuş ancak bunun sonucu, daha da büyük bir tehlike ile karşılaşmasına neden olmuştur. Maalesef, yaşadığı baskı ve şiddet, sonunda onun hayatına mal oldu.
Zeynep, boşanmak istediğini belirttiğinde eşi tarafından daha da sert bir şiddet döngüsüne sürüklendi. Boşanmanın getireceği huzur ve yeniden bir hayat kurma isteği, Zeynep için çok önemliydi fakat eşi bu durumu kabullenmedi. Sürekli bir tehdit ve korku ortamında yaşamak zorunda kalan Zeynep, destek almak için çeşitli kadın sığınma evlerine başvurdu, hukuki süreçler başlatmaya çalıştı. Ne yazık ki, tüm bu mücadelelerine rağmen finalde beklenmedik ve trajik bir olay yaşandı. Zeynep'in durumu, boşanma hayalleri ile sonuçlanan bir cinayetle son buldu. Eşinin onu bulup tekrar şiddet uygulaması, Zeynep'in hayatına son vermesiyle neticelendi. Bu olay, yalnızca bir trajedi olarak kalmıyor; aynı zamanda toplumda sürekli olarak yaşanan kadına yönelik şiddetin bir yansıması olarak da karşımıza çıkıyor.
Bu tür olayların önüne geçmek için toplumsal bir duyarlılık geliştirmek ve kadına yönelik şiddeti engelleyecek mekanizmaları oluşturmak gerekmektedir. Aile içi şiddet, sadece ailelerin içinde yaşanan bir mesele değil, aynı zamanda toplumsal bir sorun olarak ele alınmalıdır. Bu noktada, toplumsal farkındalığın artırılması, eğitim programları düzenlenmesi ve kadınların hakları konusunda bilinçlendirilmesi hayati öneme sahiptir. Zeynep gibi kadınların sesi olmak, tüm toplumun sorumluluğudur.
Yaşanan bu trajedi, boşanmak isteyen kadınların karşılaştığı tehlikeleri gözler önüne seriyor. Toplumun bu konuda daha duyarlı ve bilinçli hale gelmesi, her kadın için elzemdir. Kadına yönelik şiddete karşı daha güçlü bir duruş sergilemek, sığınma evlerinin sayısını artırmak ve hukukun gerekliliklerini yerine getirmek bu konuda atılacak adımlardan sadece birkaçıdır. Unutulmamalıdır ki, her kadın hayatını kendi istediği gibi yaşama hakkına sahiptir ve bu hak, kimse tarafından ihlal edilemez. Zeynep'in hikayesi, maalesef yalnızca bir örnektir ve benzer hikayelerin son bulması, hepimizin ortak sorumluluğudur. İşte bu yüzden, kadınlar olarak bir araya gelerek sesimizi yükseltmeli, dayanışma içerisinde olmalı ve kararlılıkla mücadele etmeliyiz.
Son olarak, bu olayın bizi düşündürmesi gereken en önemli nokta, toplumsal duyarlılığın arttırılması ve her bireyin bu konuda üzerine düşeni yapması gerektiğidir. Kadına yönelik şiddetin, bir insanlık suçu olduğunu asla unutmamalıyız. Zeynep gibi kadınların hikayeleri, bir çağrı niteliğinde olmalı ve daha adil bir dünya için hepimizi harekete geçirmelidir. Cinsiyet eşitliği, bireylerin insan olarak değerinin anlaşıldığı bir toplum yaratmak, kadına yönelik şiddetin son bulması için hepimizin sorumluluğudur.